sorunlar ve sorunsallar

İnsanın en büyük sorunu İŞ bulmaktır. Dünyanın en büyük işi çişimizdir. Dinin en yüce işi insanların karşılıklı sevgi ve saygı ile birbirinin rıza ve hoşnudluğunu almaktır. Tapılası karı, kulluk edilesi koca, kutsal ana ve sonsuz baba olmaktır.  Bunu ancak körler, sağırlar ve dilsizler anlamaz. Dünya ve dinden sonra DİL’e gelince onun sorunlarıyla da  sayfanın kenarları süsledim. Diğer sorunları da yaşa göre sıraladım.

Bir arkadaş yazmış ki; hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyiniz, çünkü aradaki fark, zorunlu olarak sizin değerinizi düşürür.

Karşılıklı sevgi ve saygı esastır.. birbirinden yararlanmaya gelince; yakın akrabalık ve şefkat nedeniyle insanlar birbirini doğal olarak birbirlerini kullanırlar.. çocuklar anne babalarını, ebeveyn evladından yararlanır. Eşler ise birbirlerini kadınlık ve erkeklik HİZMETİ verirler. Ancak bunun dışında  insanların birbirine “insan” değeri vererek onu araç değil kendisi gibi bir amaç görmesi de bir terbiye ve edeb sorunudur. Bu iki olanağa kavuşmadığından seni kullanmaya ve araç görmeye kalkanların emellerini yerine getirmemen yanıt olarak yeter. Kullanılma sürüyorsa bu da senin sorunun olur.. onun değil.

Kendimizi içinde bulduğumuz olanaklarımız ve bize verilen yetenekler, yetiler ve yetkilerimiz bize verilen güçleri kullanmamızı ve onlardan yararlanmamızı sağlar.

Vucud, hayat, şuur ve iman katmanlarından yararlanırken hassasiyet ve hissiyatımızla ortaya çıkan  OLANAKLAR karşımızı bir takım ihtisasları ve  uzmanlıkları ve meslekleri çıkarır. Bir de bakmışızı ki okumuşuz, iş ve eş sahibi olmuşuz, hatta bilgi, karar mal ve hizmet üretmek ve çocuk yetiştirmekten bir çok imkana sahip olmuşuzdur.

Aş (besin), eş (cinsellik), ev (ortam)  ve av (düşman ve güvenlik)  dörtlüsünün oluşturduğu fonksiyon çemberi ile kendimizi bir sorumluluk ve yükümlülük konumunda buluruz.  Bunlara bağlı OLASILIKLAR’ı bunlar teşhis, tahsis,  takdim, takib etmek bir yaşama san’atıdır. Yaşam amaç edilmezse bunlardan en güzel bir şekilde istimal, istihdam ve istifade edilebilirler.

Bu saydıklarımı  kazanmak, korumak ve olumsuz sonuçlarından kurtulmak gereksinim ve arayış denilen bir savaş ve barış içindeki sınav ve yarış süreçlerini (vetirelerini) ve ileçlerini (vesilelerini) ortaya çıkarır. işte bunları ANLAMAK yolculuğumuzun uzaklığını ve yakınlığını belirleyecektir. Bu nedenle insanlar gelecekte ANLAMAYI arayacaklar.. bu gün öğrenmekten öğrenmeyi öğrenmeye geçtiler.. yarın ise anlamak yükselen değer olacaktır.  Bunun için düşünenleri arıyorum çünkü  arayanları düşünüyorum. YBA de bundan çıktı.. ne yazık ki  hassasiyetin ALIŞKANLIK ve hissiyatın ALIŞKINLIK çemberinden dışarı çıkamadığımız nedeniyle  insanlar çeşitli bahaneler ve mazeretler ileri sürerek gereksinimlerden yukarı çıkamıyorlar ve bu nedenle Yöntem Bilimsel Analiz’in TÂLİB’i de bulunmuyor.

Buna rağmen başka tâlibler bulunması da biz yine YBA tâlib ve öğrenici olmayı sürdürüyoruz.

Bu tabloda sorunlardan başka SORUNSALLARDAN da bahsedildi..

yoksulluk

hastalık

yaşlılık

ölüm

DÜNYA’nın çözülemeyen sorunlardır.. ilk ve son sorular gibi böyle çözülemeyen sorunlar vardır ki bunlara SORUNSAL adı verilir.

kimsesizlik

yalnızlık

AİLE’nin çözülemeyen sorunlarıdır. Bunlarda sonunsalları gibi çözülemeyen sorunlardır. Bu sorunsalları ve soruları çözsen bile çözülemeyen bir sorunun daha kalır ki işte bu da

AYRILIK’tir, fiaktır, sevdiklerinden ve saydıklarından uzaklaşmaktır. Ölümden beterdir.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

matematik

Yazının içinde Einstein’in matematik tanımı geçiyor: Albert Einstein (1879-1955), “Matematik kesin olduğunda gerçeği yansıtmaz, gerçeği yansıttığında kesin değildir.” Ancak onun Kuantum kuramını eleştirisi için ünlü bir sözü var: “Tanrı zar atmaz” Tabi biz bu iki sözü de ikincil el kaynaklardan alıyoruz.. ancak aldığımız kadarı ile onun bu iki sözden ilki.. istatistik görünümü..  ikincisi determine görünümü ile  öne çıkarıyor. Ancak Matematiğin NE olduğunu anlamak için aritmetik ve geometriden kurulu MATH’ın bilim ve düşünce tarihine bakmak gerekiyor. Çünkü matematik önce Öklidin analitikleriyle geometrik olarak kuruldu.. daha sonra ROMA rakamların yerine geçen desimal ( onluk  ) sayı sistem ki bu temelde 0 ı kullanan HİND matematiği idi ve bu müslüman arapların etkisiyle Avrupaya intikal etti.. ancak 1611 yılında Descartes’in analitik düzlemi kullanan Kartezyen koordinatlarla aritmetik ve geometri matematik olarak ortaya çıktı.. daha sonra ikili (binary) sayı sistemiyle bilgisayarların kullandığı (matematik) elde edildi.. matrix’lerle..   biz www.yontembilim.com sayfamızın FORUM kısmında ANALİTİK DÜZLEMİ  görsel, mantıksal ve metodik olarak kullanıyoruz..

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Genel içinde yayınlandı | 2 Yorum

din, bilim ve felsefe ilişkileri

Din-Bilim-Felsefe ilişkileri

 

S=uclu.doc

 

Din bilim ve felsefe ilişkileri konusunda sağlıklı bir çözüm ortaya koymaya,  bilgi ve inanç bağlantısını verimli ve yararlı bir şekilde kurması gerektiği  varsayımına göre yaklaşırsak başarılı ve yerinde bir sonuç elde edeceğimizi düşünüyorum. Ancak burada bir sorun karşımıza çıkacaktır. Din ve Felsefe her zaman birbirine rakip olmuş kurumlardir.

 

Bunlara eşit mesafede duracak bir “akl”ı nasıl bulacağız ?

 

Din ve felsefe birbirini reddeden, dini bir tabirle kendini “hak” karşısındakini “batıl” gören bir zihniyet.

Ya da felsefi bir tabirle fizik ve gerçek bilgiyle sorunları çözen usul karşısında metafizik inançla hareket eden mentalite. Bunları nasıl barıştıracağız ? “Akıl” soyut bir kavram değil yaşayan ve yürüyen bir insanın taşıdığı bir yeti olarak nazara alındığında bu kişinin bu iki zihniyetten birini mutlaka  taşıdığını görüyoruz.

 

Yaşayan, yürüyen ve işleyen bir aklın  objektif ve yansız olabilmesini nasıl garanti edeceğiz ?

 

İşte bu noktada analitik düzlemin mantıksal kullanımı olan yöntembilimsel analize baş vuracağım.

 

 

Devamı s=uclu.doc tablosunu ve diyagramlarını  içeren aşağıdaki linktedir…

 

http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=137&PN=1

 

 

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

deneme

Books içinde yayınlandı | Yorum bırakın

kulanma

KULLANMA

 

“Kullanma”
sözcüğü farklı anlamlarla yüklü bir ad.

İlk
olarak  istimal anlamında
nesneleri kullanma manasında “kullanılır”.

En çok
kullanılan nesne dil nesneleri olduğundan

sözcükler
değişken ve değerleri taşıyıp yansıtmakta kullanılır.

 

İkinci olarak  tasarruf manasında kimsenin

kelamını ve
kalemini kullanımından bahsedilir.

Bir kimse
yapıp etmelerini gerçekleştirirken elini, dilini ve gönlünü kullanır.

Burada
nesnenin kullanılmasından ziyada kimsenin kendini kullanımı esastır.

 

Üçüncü
olarak istismar manasında kimsenin kimseyi kullanmasıdır.

Bu durumda
bir kimse başka bir kimseyi “amaç” olarak değil de

“araç”
olarak görmesi ve kullanmasından söz edilir.

 

Dördüncü
olarak ubudiyet manasında “kul-luk” etme anlamında kullanılır.

Bu muthiş
ve muhteşem tespit, dil denen varlığın

bir san’at
anası  ve hikmet atası olduğunu
gösterir.

Dil, san’at
ve hikmet ile fünün ve hukukun kökenidir

Ki bu dört
etkinliği din zirvesine götürür.

 

Ancak dil
mi bizi kullanıyor yoksa biz mi dili kullanıyoruz, tereddütteyim.

 

İnsanı
anası ve babası kullanır; evlenir eşi ve çocukları kullanır;

parası ve
oy ile beliren gücünü ve gürünü  millet
ve devlet kullanır.

Ama aynı
zamanda insan da bu saydıklarımı dahi kullanır.

Kullanım ve
kullanma kulluğu  yardımlaşma ve dayanışmanın
gölgesidir.

 

İnsanın
maksadı, talebi ve muhabbetti sonunda

onu
sevdiği, istediği ve yöneldiğine kulluğa götürür.

 

Kimsenin
kimseyi kullanması karşılıklıdır.

Kral köleyi
kullanır, köle kralı kullanır; ama az ama çok.

Fakat
Allah’ın kullarını kullanması böyle ihtiyaci ve izafi değildir.

Yukarıdaki
krallık ve kölelik ilişkisine benzemez.

Şimdi bu
yüksek ve yüce ilişkinin çözümlemesine girmeyeceğim.

Sadece
kullanmayı “İSTİMAL” manasında alarak

yöntembilimsel
bir analiz yapmayı deneyeceğim.

 

 

Çalışma

Yararlanma   KULLANMA   Öğrenme

Alışma

 

 

Bir şeyi
“kullanmak” için öncelikle onu kullanmayı “öğrenmeyi” gerektirir.

Bir şey
bilinmeden ve bellenmeden kullanılamaz.

Düşmanın
dahi olsa onu yenmek için onu bilmek ve tanımak zorundasın.

Kullanmanın
çeşitli amaçları ve hedefleri olabilir.

En genel
amaç “yararlanmak”tır.

İşte bu ard
zamanlı üç iş;

öğrenme,
KULLANMA ve yararlanma
olarak dizildi.

 

Yaşam
deneyimi gösterir ki bir şeyin efendisi olmak onun uşağı olmayı gerektirir.

Örneğin
bilginin efendisi ve kralı olanlar çalışmanın uşağı ve kölesi olmuşlardır.

Öğrenme,
kullanma ve yararlanma  bu üçü bizden
hep şu iki şeyi ister:

Alışma ve
Çalışma.

 

Aşağıdaki
tablo hür türlü başarının yol haritasını çizer.

Haritalar
dağlar ve dereleri gösterir; şehirleri ve 
yolları işaretler.

Dileyen
dilediği kaynağı / menbaı / source’u seçer,

istediği
hedefe / ereğe / target’e  gider.

Dilerim ki
okuyucularım yöntembilimsel analizi kullanıp yararlansınlar.

 

 

 

Sağlıcakla
kalın.

 

NOT:

 

Aşağıdaki linkte verilen haber analitik düzlemin
evrensel kullanımına bir örnektir.

Kullandığım
yöntembilimsel analiz yirmi yıl öncesine dayanan kişisel bir çalışma

Olup büyük bir olasılıkla linkteki ilkeleri
kullanmakla birlikte oradaki  inançlarla
ilişkisi yoktur.

 

 

http://www.ekolay.net/astroloji/haber.asp?pid=2049&haberid=677223&reklam

 

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ŞİMDİ ÜŞENMEDEN DÜŞÜNENLER’DEN

Merhaba,
 
Düşünmek.. sözcüğünün sesi  üşünmek kadar eşinmek ve kaşınmak sözünün seslerini çağrıştıyor.. ne zaman düşünür desem muzip aklıma hemen kaşınır sözcüğü geliyor.. gerekten düşünmenin eşinmek ve kaşınmayı akla getiren bir anlamı da var, sesinden başka. Zira düşünmek şuurun eşinmesi ve aklın kaşınmasıdır. Hatta düşünen insan hep elini çenesinin altına koyarak düşünecek değil ya acil bir bir işi varsa başını kaşıyarak da oradan fikirleri çıkarır. Burada şaka ile karışık bir gerçeği söylüyorum.. düşünmek soru ile aklı karıştırmak ve kuşku ile şuuru kaşındırmaktır. Aklı tahrik ve şuuru teşvik ederek onların atıl durmasını önlemektir. Bunun için zihni dürtmek gerekir. aklı kaşımak şuuru kaşındırmak ve zihni dürtmek ne demektir ? Soru.. kuşku.. ve merak… bak düşünmenin ucundan neler çıkıyor neler.. soru ile kaşının kuşku ile eşinin ve merak ile dürtün düşünceniz alevlensin ki ışığıyla ortalık aydınlansın.
 
Kalın Sağlıcakla
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ŞİMDİ ÜŞENMEDEN DÜŞÜNENLER’DEN

Şimdi üşenmeden düşünmezsen..
zihnen okuyup yazamazsın..
okuyup yazamayınca karşılaştıramazsan..
karşılaştırmayınca yargılamamazsan..
yargılamayınca yükleyemezsin..
yüklemeyince seçemezsin..
seçemeyince geçemezsin..
geçemeyince ilerleyemezsin..
ilerleyemezsen yürüyemezsin..
yürüyemeyince gidemezsin..
gidemezsen durursun..
adamı durdurmazlar..
geriye gidersen..
geriye gitmeye alışınca
onu yürümek, ilerlemek, geçmek, seçmek sınırsın
ve belki de bunu yüklemek, yargılamak, karşılaştırmak, okumak, düşünmek sayarsın..
ve belki büyük bir olasılıkla hiç düşünmeye vaktin olmayacak…
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ŞİMDİ UŞENMEDEN DÜŞÜNENLER’DEN

Merhaba,
 
Demiştik ki beslenmenin seslenmesi vardır.. Yaşamak için beslenmek gerekiyorsa seslenmek için düşünmek gerekir..
Seslenmek konuşmak mıdır ? Öyle ise konuşmak için düşünmek mi gerekir ?
Yaşamak kolay.. beslenmek kolay.. seslenmek kolay.. konuşmak kolay.. da düşünmek mi zor ?
üç gündür konuşuyorum ve üç kişi burada ve bu üç kişi besleniyor ki yaşıyor ve düşünüyor ki konuşuyor olmalılar…
öyle ise neden konuşan yok… çünkü beslenmekten, yaşamaktan ve seslenmekten konuşmaya vakitleri mi yok.. 
yoksa   seslenmemelerinin nedeni sadece konuşmaya vakitlerinin olmamasından mı ?
varsa  gevezelikte sayılan konuşmaktan vakitlerini zayi etmemekten mi ?
Her ikisi de olabilir ve her ikisi makul ve yerinde bir gerekçe..
vakit olmamak yada vakti olupta zayi etmemek önemli bir neden..
Eğer böyle  gerekçelelerle konuşmuyor, seslenmiyor..
daha doğrusu konuşmay üşeniyor ve seslenmeye çekiniyorlarsa
bunun bir tek nedeni kaldı.. düşünmeye üşeniyorlar!
Şimdi üşenmeden düşününler gurubu da işte tam da bunun için kuruldu!
Acaba biz niçin düşünmüyoruz.. konu bulamıyorlarsa işte konu bu:
ACABA BİZ NEDEN DÜŞÜNMEYE ÜŞENİYORUZ.
Acaba biz ne gibi bir gerekçeyle  şimdi düşünmüyoruz..
Bu soruların cevabını aramak için buradayız.
Eğer şimdi üşenmeden düşünmüyorsak..
düşünmenin bilgileri genişleten aydınlığını  ayırt etmemişiz  
ve ufkumuzu açan ışıklarının farkına varmamışız demektir.
Öyle ise buna bir çare bulmalıyız…
 
Sağlıcakla kalın
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ŞİMDİ ÜŞENMEDEN DÜŞÜNENLER’DEN

Merhaba,
 
Düşünce bilme ağacından bilgi toplamanın adıdır…
Düşünce gerçeği okuma ve yazma denemesidir…
Düşünce;
soru ayağını bilinenlere basıp oradan bilinmeyeni çıkararak  
yanıt ayağıyla  bilinmeyenlere basıp oradan  bilinenleri çıkarmadır.
 
Alpaslan, Ahmet ve Ali Kardeşlerime
hoş geldiniz  derim ve her birine yukarıda üç tümcemi hediye ederim.
 
Ama hangi fikri  hanginize  vereceğim bilemiyorum.
İsterseniz her biriniz dilediğinizi  fikri seçip birini alınız..
Elbette tümce hediye etmiş isem  karşılığını da cümle-ler  olarak beklerim.
Alınız tartışınız ve eleştiriniz.. eğiniz bükünüz.. ister yargıma katılınız ister yorumumu kırınız..
İster hükmümü görüşünüzle destekleyiniz ister yüklemimi tanımlarınızla tamamlayanız..
Ancak sonuçta ortaya çıkan parça ve bölümlerle güzel tümler ve iyi bütünler yapacağız, bundan kuşkunuz olmasın.
Çünkü hepsi hepimizin ve herbirimizin olacak..
25 Eyl. 
Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın